Platin HABER

>>>>>>> Türkiye Güncel Haberleri >>>>>>>

HABER REKLAM KAMPANYASI

HABER REKLAM

Tam Bağımsız Türkiye..!!

[caption id="attachment_4173" align="alignnone" width="594"]kesisim Tam bağımsız Türkiye..!![/caption]

Ne Amerika ne Rusya; Tam bağımsız Türkiye ::

Mandacılık  :: Rusya’nın Gürcistan’a girişi herhalde Rusya’da bile Türkiye’deki kadar umut ve sevinçle karşılanmamıştır! Benzeri bir sevince Amerika Irak’a girerken de yine şahit olmuştuk.

Demek ki tutulan tarafta değil taraf tutanlarımızda bir sorun var, hem de çok ciddi bir sorun.

Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile birlikte dünyanın dengelerinin değiştiği özellikle Amerikancılar tarafından işlenen temel tezdi. Buna göre dünya politik sistemi artık tek kutuplu olacaktı. Tek süper güç ABD’ydi.

Sovyetler’in yıkılması ile birlikte ülkemizde Amerikancılık inanılmaz bir yükseliş yaşadı. Hele aynı döneme denk gelen 12 Eylül’ün etkilerini de düşünürsek bu yükselişi daha iyi kavrarız. Özal’lı yıllarla birlikte Amerikancılık bu ülkenin en güçlü düşüncesi oldu.

Fakat Amerikancılığa karşı farklı bir akım da ortaya çıkmakta gecikmedi: Avrasyacılık. Avrasyacılık değişik bir tanımlamaydı, içine hem Avrupa’yı hem de Asya’yı alıyordu. İki kıtada birden yer alan Türkiye içinse sanki en ideal formülü yansıtıyordu. Gerçi Avrasyacılık dediğimiz akımın da bir lideri vardı ve bu da Rusya’ydı. Ama yine de Rusya Amerika gibi bir emperyalist güç olarak algılanmıyordu.

Tabii bu iki akım arasında bir diğer güçten de bahsetmemiz gerekir: Avrupa Birliği (AB). Ülkemizde Amerikancılıkla Avrasyacılık arasında bir de Avrupacılık ya da AB’cilik akımı da elbette doğmuştur.

Şimdi bu akımlara bakıp da bu akımların farklı yönelimler olduğu düşünülebilir hatta bu akımların birbirinin zıddı olduğu bile sanılabilir. Ama gerçek hiç de öyle değildir. Özünde, Amerikancılık da, Avrupacılık da, Avrasyacılık da aynı şeydir ve tarihsel adı da mandacılıktır. Yani kendi ülkesinin çıkarlarını başka bir büyük gücün çıkarlarına bağlamak.

Tarihimizde mandacı gelenek son derece güçlüdür. Osmanlı’nın son iki yüzyılı İngilizcilerle Fransızcıların, İngilizcilerle Almancıların, Rusçularla İngilizcilerin mücadelesi şeklinde geçmiştir. En son ise Amerikancılık gelmiştir.

Fakat biz bugün, tümüne birden tek bir sıfatı layık görüyoruz: Mandacılık.

Demek ki önemli olan tutulan yanın adı değildir, önemli olan bir ülkenin bir yan tutarken, kendi bağımsızlığını yitirmesidir, yani manda haline gelmesidir.

Tek kutup, iki kutup...

Fakat farklı seçeneklermiş gibi sunulan bu siyasi projelerin en büyük tuzağı yarattığı kafa karışıklığıdır. Aslına bakarsanız her üç proje de özünde emperyalisttir ama sanki birbirinin alternatifi gibi durmaktadırlar.

Halbuki tek bir gerçek doğru vardır o da emperyalizmin o veya bu türünün yani iyi ya da kötü emperyalizm olmadığıdır.

Ve buna bağlı olarak da siyasette iki seçenek vardır: Ya emperyalizmin işbirlikçisi olursunuz ya da antiemperyalist.

Tarihi ve stratejiyi eğer emperyalist güçlerin çizdikleri sınırlar içinde yorumlarsanız elbette kafalar karışacaktır. Amerikancılar dünyada artık tek kutupluluk olduğunu söylüyor. Buna karşı Rusya artık tek kutupluluğa izin vermeyeceğini söylüyor.

O halde sorun dünyanın tek kutuplu mu yoksa iki kutuplu mu olacağıdır. Böylesi bir tanımlama içinde insanların iki kutuplu dünyayı istemesi ise son derece normaldir. Nitekim Rusya’nın son güç gösterisi bu nedenle destek bulabilmiştir.

Kast sistemi ::  Ama tüm bunlar dünyanın gerçeklerini açıklamaz. Tam tersine yaşanan gerçeğin üzerini örter. O gerçekse şudur: Dünya ezen uluslarla ezilen uluslar arasında bölünmüştür. Yani tek kutup, iki kutup, çok kutup palavraları dünyanın ezen kısmı için yapılan bir değerlendirmedir ve ezilen ülkelerin konumunu hiç değiştirmez.

Bizim için yapının kutupları arasındaki ayrım değildir belirleyici olan. Dünya ezen milletlerin metropol, ezilen milletlerinse uydu olduğu bir sistemdir. Türkiye de dahil ezilen ülkeler, bu ezen ülkelerin yani metropolün etrafında yaşamaktadır ve ona bağımlı yaşamaktadır.

Bizler buna dünya kast sistemi diyoruz. Bu kast sistemi içinde ezen ülkeler kendi içlerinde güç farklılığı olmasına rağmen tek bir ortak davranış kalıbına sahiptir: Emperyalist olmak.

Ve yine bunun karşısında ezilen ülkeler de kendi içlerinde tek bir yapı arz eder: Emperyalizm tarafından sömürülmek.

Ama bu sisteme kast sistemi dememizin nedeni daha derindedir. Dünyanın kapitalist sömürgecilikle tanıştığı 16. yüzyıldan 21. yüzyıla kadar, dünyanın merkezi gücü ya Avrupa ya Rusya ya da ABD olmuştur. Ve bu üç güç de bu 500 yıllık tarih boyunca hiç ezilen tarafta yer almamış tır.

Demek ki ezenlerin hep üstte olacağı bir sistemdir bu. Ama tam tersine dünyanın ezilen ülkeleri de, hiçbir zaman sıçrayarak emperyalist güçlerin yanına gelememiştir.

O halde emperyalizmden ezilen olmaya giden yol da kapalıdır, sömürgelikten emperyalist olmaya giden yol da. Bu nedenle, dünyanın mevcut sömürü ilişkilerine dokunmayan her tür çözümün varacağı yer bellidir: Ezilen ülkeler kendi içlerinde yer değiştirseler bile asla bir üst seviyeye çıkamayacaktır.

Rusya’yı desteklemek mi... Şimdi güncel tartışmaya girebiliriz...

Kimileri bugünlerde Rusya’yı desteklemenin antiemperyalist bir politika olduğunu iddia edebiliyor. Oysa bu açıklama tarzı, birincisi devrimcilere göre bir açıklama tarzı değildir. Çünkü bizler için temel belirleyen emperyalizme karşı tavır almaktır.

Mesela Rusya’yı destekleyenler hemen şu soruya cevap vermelidir: Rusya emperyalist mi değil mi?

Bu sorunun üzerinden atlanarak yapılacak şeyse strateji olmaz. Çünkü bir strateji belirlerken en önemli şey temel verilerinizin doğru olmasıdır.

İkinci soru: Peki Rusya madem emperyalist değil o halde neden başka bir ülkeye askeri müdahale hakkını kendinde görebiliyor?

Kolay bir soru, diyecekler ki ama orası zaten Rus egemenliğinde olan, Rusya’dan koparılan bir bölge, Rusya da hakkını arıyor.

Peki o zaman Rusya’nın Kırım’da, Azerbaycan’da, Türkmenistan’da, Kazakistan’da ne işi var?

Demek ki Rusya’nın niteliği biraz farklıymış!

Peki bugün Avrasyacılık adına Rusya’nın askeri bir müdahalesini savunanlar, yarın Rusya’nın aynı şekilde çeşitli Türk devletlerine müdahalesini de destekleyecekler mi?

Meselenin özü şudur, bugün Amerika Ortadoğu’ya, Avrupa Balkanlar’a ve Afrika’ya, Rusya ise Kafkaslar’a müdahale hakkını kendinde görmektedir.

Peki bu hakkı nereden almaktadırlar? Elbette ki emperyalist dünya anlayışından.

O halde önemli olan bu emperyalist dünya anlayışını yıkmaktadır.

Bunu yıkmak devrimcilerin görevidir. Ama bugün için görüyoruz ki kimi sosyalistler açıktan Avrupacılık ve Amerikancılık yapabilmektedir. Garipliğin diğer yanı ise kimi Atatürkçülerimiz Rusçu olabilmiştir.

Demek ki önemli olan şucu veya bucu olmak değil kendisi olmaktır, adam olmaktır.

Her türlü emperyalist güce karşı çıkacak mıyız çıkmayacak mıyız?

Dostlarımızı ve müttefiklerimizi emperyalistler içinden mi seçeceğiz yoksa ezilen uluslardan mı?

Stratejist lafazanlık

Devrimci görünümlü lafazanlar size bir sürü stratejik gerçeklik sunacaktır bu durumda. Çünkü asıl sorunun üzerinden atlamak zorundadırlar. Tamam bırakalım atlasınlar o zaman biz de onlarla o zeminde hesaplaşalım biraz.

Önce stratejiyi tanrılaştıran ve kendi yaratıcı gücünü de strateji haritasından alan garip bir tiple karşı karşıya olduğumuzu görelim.

Aynı haritayı ABD Başkanı da önüne koyar, Rusya Başkanı da. Ama ikisi için de haritanın bir anlamı vardır. Çünkü o haritanın şu veya bu noktasına sürecek askerleri vardır. Yani kendi güçleri. Kaldı ki bu güçler başka ülkeleri bile kendi askerleri yerine bir yerlare sürebilirler.

Peki bizim stratejik dehamız ne yapar haritada?

Sadece temennide bulunabilir. Der ki Rusya şuraya girsin, sonra şuraya, sonra şuraya...

Ama stratejistimize şunu hatırlatalım, Rusya nereye gireceğine kendisi karar verir!

Yok Rusya’nın ya da Amerika’nın sizin dediklerinizi yapacağını söylüyorsanız, o zaman biz soralım size; ne zamandan beri Amerika’nın ya da Rusya’nın askeri danışmanlığını yapıyorsunuz?

Şimdi bu strateji dehalarımız stratejinin temel kuralını hatırlasınlar. Her stratejinin tek bir omurgası vardır, kimin çıkarını savunuyorsunuz?

Mesela Amerikan stratejisinin esası ABD’nin çıkarlarıdır. Ama o çıkarların gerçekleşmesi için ABD’ye yardımcı olanlar da durumlarını iyileştirebilirler. Tabii Amerika başarılı olduğu sürece. Aynı şey Rus stratejisi için de geçerlidir.

Şimdi işin garibi, mevcut Amerikan ya da Rus stratejilerinden birine dahil olmayı, strateji adına savunanlar var ülkemizde. Amerikan ya da Russanız size bir diyeceğimiz yok elbet ama Türk’üm diyorsanız hele hele devrimciyim diyorsanız iş biraz değişir.

Türk stratejisinin omurgası Türkiye’nin çıkarları olmalıdır. Yani stratejinin merkezi gücü Türkiye olmalıdır. Var mı böyle bir stratejiniz?

Şimdi bizim stratejistimizi bir satranç tahtasının başına götürelim. Bir yanda Amerikan şahı diğer yanda Rus şahı. Peki bizimkinin rolü? En fazla piyonluk. Ama satrançta her iki şah için de ilk feda edilecekler piyonlar olur. Hani mandacılığın da bir sınırı olmalı, madem Rus şahının tarafındasınız, bari kale ya da at olun!

Ama olamazlar. Çünkü Türkiye 500 yıldır aynı Türkiye ve aynı yerde. Bu ülkeye ne Avrupa ne Amerika ne de Rusya piyon olmaktan başka bir rol önermedi, önermez de.

Ama Türkiye tarihinde bir defa şah olmaya soyundu ve oldu: Atatürk’le birlikte. Bizim mandacımıza bunu hatırlattığımızda hiç hoşuna gitmez. Çünkü hem Atatürkçü geçinmektedir hem de mandacıdır. Hadi sen de tam bağımsızlıkçı ol dersin cin çarpmışa döner.

Tabii bunun da tarihsel bir kökeni var: Bu ülkenin Atatürkçüsü de sosyalisti de tarihsel bir geçmişin kalıntılarını taşır. Kimi sosyalistimiz nasıl ki İtilafçı genler taşırsa, kimi Atatürkçümüz de İttihatçı genler taşır.

Oysa Atatürkçü olmak, ne İtilafçı ne de İttihatçı olmaktır. Atatürkçülük, tam bağımsız olmaktır.

Rusya mı Amerika mı güçleniyor?

Şimdi de neler oluyor bir kaç uyarıda bulunalım.

Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi, son derece garip bir olaydır. Çünkü savaşı başlatan Gürcistan’dır. Ve işin daha garibi bu Gürcistan da, arkasındaki Amerika ve NATO da Gürcistan’ın bu hamlesini Rusların cevapsız bırakmayacağını biliyordu.

O halde bu hamle bilinmeyen ve sürpriz bir hamle değildir. Üstelik hamleyi yapan da Rusya değil Amerika’dır!

Rusya Güney Osetya ve Abhazya’ya müdahale etmiştir ve ona kimse karşı çıkmamaktadır. Ama önemli olan Osetya ve Abhazya’nın değil genel olarak bölgenin durumudur.

Şimdi bakalım: Doğu Avrupa’da Rusya’nın bu müdahalesi sonrası Polonya ve Ukrayna, tamamen Amerikan şemsiyesi altına sığındılar.

Gürcistan Rus egemenliğinden çıkıp NATO’ya sığındı. Ki Rusya en büyük tehdit olarak Gürcistan’ın NATO üyeliğini görmektedir.

Türkiye, ABD’nin füze kalkanı projesini kabul etti.

Demek ki bu hamle, Doğu Avrupa’dan Kafkaslar’a oradan Türkiye’ye kadar bir Amerikan seddi oluşturmakla sonuçlanmıştır.

Bunun bizim ülkemiz açısından ciddi bazı sıkıntıları daha var elbet. Amerika ile Rusya arasında sıkışıp kalan Türkiye, yeniden eski NATO konseptine yani Soğuk Savaş dönemine dönmektedir. Zaten bu dönüşün işaretleri son bir yıldır verilmekteydi.

Önce Türkiye’nin Kuzey Irak’a müdahalesi ardından Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi Türkiye’yi Rusya’ya değil Amerika’ya daha fazla yaklaştırmıştır.

Üstelik her iki müdahale de Türkiye’de Amerikancılığı güçlendirmektedir. Böylesi bir ortamda sadece AKP değil aynı zamanda Ordu da Amerikancılaşmaktadır.

Bizim Avrasyacılarımızın göremedikleri asıl gelişme de budur. Avrasyacılığın temel dayanağı Türk Ordusu’nun Amerikancılıktan kopuşuydu. Ancak son bir yıldır Avrasyacılar Ordu’daki Amerikancılaşmayı görememektedir.

AKP’nin ve Ordu’nun stratejilerinin aynı olduğunu tespit etmeyenler yarın bugünkünden çok daha büyük hayal kırıklığı yaşayacaklardır.

Türkiye, Kafkaslar’da ABD’nin arabulucusu rolüne soyunmuştur. Böylesi bir savaş gelişmesi, Türkiye’yi gittikçe Amerikancılaştıracaktır.

Gerek Tayyip Erdoğan’ın gerekse Abdullah Gül’ün Kafkas İstikrar Projesi dedikleri şey, Büyük Ortadoğu Projesi’nden başka birşey değildir. Gürcistan’dan İsrail’e uzanan bir istikrar, Ermenistan ve Kürdistan’la dost olmak demektir.

Bunun yanında İran’la ABD arasındaki gerilimde de Türkiye Amerika’nın arabuluculuğuna soyunmuştur. Gerek Gül gerekse Tayyip İran Başkanı Ahmedinejad’la Türkiye’de görüşmüştür. ABD’nin son uyarısı İran’a iletilmiştir. Yani Türkiye dostluk elçisi değil savaş elçisidir.

İşin daha garibi, Avrusayacılık yapanlar Türkiye’nin Amerikancılaşmasını zorlaştırmamakta tersine kolaylaştırmaktadır. Avrasyacılığın esas tehlikesi de budur.

Eğer Avrasyacılar Rusya’yı savunsalar bırakın savunsunlar deriz. Çünkü böylesi bir itifakın zaten zemini yoktur. Ama tam tersi bir etkiye yol açmaktadırlar, Amerikancılığın altyapısını hazırlamaktadırlar.

Ama şu an Avrasyacı geçinn güçleri bir zihninizde canlandırın, şaşırtıcı gerçekle karşılaşırsınız, bunların tümü geçmişin en militan NATO ve Amerikan savunucularıdır, en büyük Rusya karşıtlarıdır.

Garip değil, normal bir durum, Amerika sadece kendi yandaşlarını değil kendi karşıtlarını da kendisi yaratmaktadır...

Türk'ün Kutlu Töresi

Dönelim yüzümüzeü GÖK TANRI'ya, Yeniden Türk olalım, Dirilsin Türk'ün kutlu töresi !

Türk Olarak Yetiştirilirsen...

Türk Olarak Yetiştirilirsen; Tomris olursun, Gökçe Olursun.. Ümmetçi olarak yetiştirilirsen; Mahkemede şahit bile olamazsın..

Türklük üst kimliktir...

Bu dünyada bize huzur yok.. Gene ne var diyeceksiniz.. Görmüyor musunuz? Kavganın biri bitmeden öbürü başlıyor. Ya dışarıdakilerle kavga halindeyiz gündem bununla dolu. Yahut, içeride bir çatışmanın fitilini ateşlemişiz, gündem bununla meşgul.. Dünya haritasında istediğiniz ülkeye bakın. İstediğiniz ülkenin haber bültenlerine de ulaşınız. Bakın bakalım bize benzeyen var mı? Yok! Yeryüzünün bütün ülkelerinde muhalefet var. Yeryüzünün bütün ülkelerinde o ülkelerin yurttaş kimliği de var. Eh, elbette o ülkelerin halkları var. Kurucu babaları, dini, milliyeti, siyasal sosyal kimliği var. Ama affedersiniz hangi ülke kendi millî kimliğini tehdit olarak görüyor? Hiçbiri! Hiçbiri tehdit olarak görmediği gibi böyle bir konuyu gündemine bile almıyor. Bizimkiler: "Türkçülük bölücülüktür" diyor.. Türklük üst kimliği olan bir ülkede Türkçülük nasıl bölücülük olur kardeşim? Alman üst kimliği olan Almanya'da Almancılık tehlike midir? Yunanistan üst kimliği olan Yunanistan'da Helenizm tehlike midir? Yahut çok uluslu Rusya Federasyonu'nda Rusçuluk Putin tarafından tehlike ve bölücülük olarak mı görülüyor? Yoksa gurur kaynağı olarak mı algılanıyor? Kesinlikle tehlike görülmediği gibi bir de övünç kaynağı olarak görülüyor... İşte bakın 70 yıl kadar Sovyet yönetimi altında kalan Türklerin içinde bulundukları duruma bakın. Hepsinin soyadında bir "yev, ova" takısı var. Hepsi bir Rus üstünlüğüne inanıyor. Hepsi itirazsız Rusça biliyor ve sıkıştıklarında birbirileriyle da Rusça konuşarak anlaşıyor. Rusçuluk bölücülük olmadığı gibi bir egemenlik ideolojisidir. Bir de bize bakın.. Bozulma ve çözülme önce merkezde başlıyor. Merkezin aklı karışık. Bunun sosyolojik karşılığı (kimse kusura bakmasın) sosyal, kültürel ve siyasal yabancılaşmadır. Aynı zamanda tarihsel yabancılaşma, sorununun ta kendisidir. Türklüğe yabancılaşma... Belki de bir azınlık psikolojisinin dip dalgasıdır. Bilemiyoruz... Adamlar Türk'ü Türkiye'de gereksiz görüyor.. Yok farz etmek istiyor. Çok daha ilginç olanı Türk'ü Türk'e karalayıp kötülüyor.. Evet... Hepimiz ırkçılığa karşı çıkacağız. Çünkü ırkçılık üstünlük sebebi olmadığı gibi, bir ayrıcalık da değildir. Ama millî kültür ve kimlik olarak nasıl anlamsız olabilir? Bağlı olarak millî edebiyat ve tarih olarak nasıl yok sayılabilir?.. Onlar bizim toplumsal taşıyıcı kolonlarımızdır. Aidiyetimizin kaynağıdır. Tarihi geçmişimiz var olduğu için üst kimliğimiz Türklüktür. Çünkü taşıyıcı toplum Türklerdir. Tarih de Türk tarihidir. Tıpkı halihazırda bütün alt kimliklerin Amerika'da, kendini Amerikan tarihi içinde anlamlandırdıkları gibi.. Tıpkı bütün alt kimliklerin kendilerini Rus tarihinin bir parçası olarak gördükleri gibi, geçmişten günümüze birçok etnik kimlik varlığını Türk tarihi içinde, ona ait olarak anlamlandırmıştır. Şimdi şu anda Suriye'de Rusya Federasyonu'nun askeri konvoyu saldırıya uğrasa bu durum sadece Beyaz Rusları mı ilgilendirmiş olur? Amerika'ya vize uygulayıp Amerikan yurttaşlarını içeri almadığımıza göre sadece Anglosakson kökenlileri mi ülkemize sokmuyoruz? Elbette hayır. Rusya hedef olduğunda bütün Rusya Federasyonu, Amerika hedef olduğunda da bütün Amerikan yurttaşları hedef haline geliyor. İşte bu sebeple bir toplum ve yurttaşlık bilincinden söz ediyoruz. Ve Amerikan ya da Rus tarihi o ülkelerde yaşayanların hepsinin tarihi oluyor. Aynı durum Türkiye için de geçerlidir. Ve taşıyıcı toplum Türklüktür ve Türk tarihidir. İçinde kim olursa olsun, kendi kaderimizle ortaktır. Bu sebeple de Türklük üst kimliği hem tarihsel ve hem de millî bir üst kimliktir. Kürtçülük ise bu yapıya yapılan radikal, bölücü, bozguncu saldırıdır. İkisi bir biriyle kıyaslanarak Türkçülük ayrımcılıktır denilemez. Ahmet GÜRSOY - Yeniçağ Gazetesi

Alt Kategoriler

Türk Töresi - İnancı

Konularına Göre Kuran Ayetleri

TENGRİCİLİK ( Türklerin Ulusal Dini )

Tengricilik Sesli Gazete

Video Haberler

40 SORUDA TENGRİCİLİK

titleGlitter tseoeWoslb1291

Loading ...